
Müjde Işıl / İSTANBUL Filistinlileri katleden İsrail, insanlığımızdan utandıran pek çok vahşet karesi bıraktı ve bırakmaya devam ediyor hafızamızda. 2024’ün başında öldürülen altı yaşındaki Hind Rajab da bu vahşetin simgelerinden birine dönüştü. Gazze’den akrabalarıyla birlikte çıkarken içinde bulunduğu araç İsrail güçleri tarafından hedef alındı. Araçtaki tüm akrabaları öldürüldü ama küçük kız, onların cesetleri arasında saklanarak Filistin Kızılayı’nı aramayı başardı ve yardım istedi. Yardım için bir ambulans yola çıktı. Ama küçük kıza ve ambulansa ancak 12 gün sonra ulaşıldı. Hind Rajab’ın kurtarılmayı beklediği araç ve sağlıkçıların bulunduğu ambulans, silahlı saldırılardan hurdaya dönmüştü.
Sonrasında Filistin Kızılayı sosyal medyadan, küçük kız ile yaptıkları görüşmenin ses kayıtlarını paylaştı. Bu paylaşım “The Voice of Hind Rajab/Hind Rajab’ın Sesi” filminin çekilip perdeye gelmesini sağlayan süreci başlattı. Prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan film, “Özgür Filistin” sloganları eşliğinde 23 dakika ayakta alkışlandı ve festivalden Büyük Jüri Ödülü ile döndü. Brad Pitt, Joaquin Phoenix, Rooney Mara, Alfonso Cuarón ve Jonathan Glazer gibi sinema dünyasının önde gelen isimleri de yürütücü yapımcı olarak filmin sesini duyurmak için çalıştılar.

‘Hapis’ duygusu
Önceki filmi “Four Daughters/Dört Kız Kardeş” ülkemizde de gösterilen Tunuslu yönetmen Kaouther Ben Hania, Hind Rajab’ın hikâyesini yarı gerçek yarı kurmaca bir tarz üzerinden anlatıyor. Bir yanda Hind Rajab’ın gerçek ses kayıtlarını kullanırken bir yandan da profesyonel oyuncuların olduğu kapalı bir alana hapsediyor seyirciyi. Rajab’ın masum ve yardım isteyen sesini dinlerken hem onun hem de karşı taraftaki Kızılay çalışanlarının ‘hapis’ duygusuna seyirciyi ortak ediyor. Küçük kız zaten yerinden kıpırdayamıyor ama İsrail’in yolları kesmesi ve bunu aşmak için gerekli bürokratik açmazlar yüzünden yardım gönüllülerinin de eli kolu bağlı. Dolayısıyla filmi izleyen seyircinin de… Bu açıdan yönetmenin anaakım sinemanın klişelerini kullandığını söylemek mümkün. Oyuncuların rol icabı Hind ile konuştukları bölümler ki bunlara yeniden canlandırma da denebilir, bir yandan benzer türdeki kurtarma filmlerini akıllara getirirken ses kaydının gerçek olduğunu bilmek ise seyirciye travmatik bir etki yaşatıyor.
Karşıdan duyduğumuz sesin gerçek ve sahibinin akıbetinin ölüm olduğunu bilmek, film için risk taşıyor. Çünkü bunun ajitasyona kayma ihtimali yüksek ki filmin belgesel olmadığını bilmek buna zemin hazırlıyor aslında. Ancak işin bir de ‘Filistinlilerin sesini duyurma’ boyutu var ve bunu duygu sömürüsü diyerek işlevsizleştirme, vicdanen hakkaniyetli değil. Hele karşımızda Yahudi katliamının sömürüsünü yapmaktan yorulmayan Hollywood varken. Teknik açıdan albenisi olmamakla birlikte vicdanen yükü çok ağır bir film “Hind Rajab’ın Sesi”. Tunus’un hem Oscar adayı hem de Altın Küre’de Yabancı Dilde En İyi Film dalında aday.
Geçmişten gelen
Erkan Yazıcı’nın yönettiği ve Güldestan Yüce, Turgay Atalay, Elvin Köse ile Hüseyin Taş’ın oynadığı “Doğudan Fragmanlar” 1916’da geçiyor. Rus işgali Trabzon’u tehdit ederken Zeynep ve Safiye, Zeynep’in dört yaşındaki oğlu Haşim ile birlikte batıya doğru yola çıkarlar. Ancak küçük Haşim, yolculuğun acımasız koşullarına dayanamaz ve hayatını kaybeder. Zeynep, onu bilinmeyen bir yere gömme düşüncesine katlanamaz ve uygun bir köy mezarlığı aramak için yollarını değiştirirler.
